25 Nisan 2008 Cuma



Hakan Avtug, Muhammed İsmail Tuğral, O. Erkol, Hüseyin Burhan Hayran, Ahmet Hikmet Kurtulmuş, Mehmet Emin Özgüven.

05.04.2006, İkbal Termal Otel, toplantı salonu, Avukatlar günü kutlaması, saat 22.30

Bir Hilal uğruna Yarab, ne güneşler batıyor!



Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

29 Aralık 2007 Cumartesi

Lost...










Siydney den kalkan Oceanic Airlines e ait 815 sefer sayılı Boeing 757; yaşadığı bir takım arızalar sebebiyle rotasını kaybeder ve pasifik üzerinde havada ikiye ayrılır. Uçak yolcularından bir kismi hayatta kalır ancak dünya ile alakasını kesmiş bu adada yaşam savaşı verirler. Bu mücadele o kadar zorludur ki LOST isimli diziye konu olur. bu diziyi izlemek isteyenler zaten download linklerini kolayca bulabilirler ben burada dizinin mekanı adanın haritasını olaylar ile birlikte anlatan bu haritayı paşlaşmak istedim. Aşağıda veridiğim linkte de haritanın gerçek ebadını ve bu konuda az bulunan ayrıntılı konular var. meraklısına tavsiye ederim.

LOST ADA HARİTASI

15 Aralık 2007 Cumartesi

Kerimoğlu Zeybeği





Hadi buyur Harmandalı kerimoğlu derken zeybeğe iyi bir merak saldım...


Kerimoğlu türküsünün sözleri videodada oyunun adımlarını ayrıntılı gorebilirsiniz...




hayd` aman da hayd` aman,
Karadağların sandalı da, sandalı.
Al ganlara boyanmış,
Kerimoğlunun her yanı da her yanı.

hayd` aman da hayd` aman,
Şu Yerkesik ile şu Pisinin arası,
Nerelerde bozulmuş,
Kerimoğluyla Kör Arabın arası.

Öf aman da aman da
Şu dağlarda geyik kalmadı.
Oyna len de Kör Arabım sen oyna,
Senden başka yiğit (!) kalmadı.

Muğla yeşilyurta ait bir tüküdür...

9 Aralık 2007 Pazar

Şiiri bizzat şairin sesinden dinlemek...

Üstadın kendi sesinden şiirlerini bulup aşagıdaki linke koydum. İzlemenizi tavsiye ederim. Bir şiiri
şairin bizzat kendi sesinden dinlemek bir başka guzel oluyor fikrimce...

bir kac şiirini bu sayfadan izleyebilirsiniz link burda
buurun; Üstadın Kendi Sesinden şiirleri